Welcome to berbang's website!
Öcalan: İngiliz ve Yahudi sermayesi benden rahatsızlık duyuyor
İSTANBUL / Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, İngiliz ve Yahudi sermaye çevrelerinde ve Türkiye’de bunlara bağlı olan çevrelerde kendisinden rahatsızlık duyduklarına dikkat çekerek, “Ben çocuk değilim. Beni tehdit etmek istiyorlarsa edebilirler. Zaten beni buraya getiren de onlar. Bana mesaj vermeye çalışıyorlar, ‘elimizin altındasın, sana istediğimizi yapabiliriz’ demek istiyorlar. Ben 15 yaşındaki kız çocuğu değilim, beni kandıramazlar, ben ölümden korkmuyorum. Ben gerçekleri ifade ediyorum, ifade etmeye de devam edeceğim” dedi.
Geçen hafta çarşamba günü avukatlarıyla olağan haftalık görüşmesi "hava muhalefeti" gerekçesiyle engellenen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, geçen cuma günü görüşmesini gerçekleştirebildi. Öcalan'ın görüşmede önemli mesajlar verdiği öğrenildi. Öcalan Genelkurmay'ın yeni komuta kademesinin geçen hafta peş peşe yaptıkları açıklamalarda dile getirdikleri ulus-devlet konusuna değindi.
Öcalan, Türkiye'deki İngiliz ve Yahudi sermayesine dikkat çekerek, Türk milliyetçiliğinin bunlar tarafından geliştirildiğine işaret etti. Bu güçlerin kendisine de mesaj verdiğini söyleyen Öcalan, şunları söyledi: "İngiliz ve Yahudi sermaye çevrelerinde özelikle Türkiye'de bu çevrelere bağlı olanlarda benden dolayı rahatsızlık var. Ben çocuk değilim. Beni tehdit etmek istiyorlarsa edebilirler. Zaten beni buraya getiren de onlar. Bana mesaj vermeye çalışıyorlar, elimizin altındasın, sana istediğimizi yapabiliriz, demek istiyorlar. Ben 15 yaşındaki kız çocuğu değilim, beni kandıramazlar, ben ölümden korkmuyorum. Ben gerçekleri ifade ediyorum, ifade etmeye de devam edeceğim. Bu güçler tarafından hayata geçirilmeye çalışılan bir Türk milliyetçiliği var. Zaten Türk milliyetçiliğini yapanlar Türkler değildir. Bunlar İngiliz ve Yahudi sermayesinin geliştirdiği bir milliyetçiliktir. Biliyorsunuz Türk milliyetçiliğinin ilk öncüleri Yahudi'dir; Abraham Galandi ve Hermann Vambery'dir. Yine Türk milliyetçisi olan Ziya Gökalp Türk değildir, Diyarbakırlı Zaza Kürtlerindendir. Geliştirilen bu milliyetçilik, Türk halkının çıkarlarına değildir. Bu milliyetçilik, bu güçlerin çıkarları için kullanılmaktadır. Mümtazer Türköne de eski ülkücü, MHP’li, bunu yazıyor bazen. Mahir Kaynak, Ömer Lütfü Mete, Yalçın Küçük de bunları görüp bazı şeyleri ifade ediyor, ancak yeterli düzeyde değil. Yalçın Küçük'ü tanıyorum, bir siyasetçi değil o, bu nedenle olayları anlamakta yeterli değil."
HALKLARIN KARDEŞLİĞİNE İNANIYORUM
Halkların kardeşliğine inandığını bir kez daha vurgulayan Öcalan, şöyle devam etti: "Ben bu coğrafyada yaşayan tüm halkların kardeşliğine inanan biriyim. Ve bütün mücadelemi de bu halkların bu coğrafyada kardeşçe ve barış içerisinde yaşaması için verdim, vermeye devam edeceğim. Benim hayata geçirmeye çalıştığım 1920'lerin Kuva-i Milliye ruhudur. Ve bu ruhun hayata geçirilmesi için tek yol, diyalogdur. Mustafa Kemal, bunu yapmaya çalıştı. O dönem diyalog için imkânlar vardı ama bahsettiğim güçler bunun önüne geçtiler. Biliyorsunuz o dönem Koçgiri İsyanı'nda diyalog yolu açılabilirdi. Ama bu güçler buna izin vermediler. Paşalar açıklama yaptılar. Mustafa Kemal’in yarattığı ulus-devlet çizgisine bağlı kalacaklarını söylüyorlar. Ama Mustafa Kemal'in yarattığı Cumhuriyet çizgisiydi. 1920'lerdeki Kuva-i Milliye ruhuydu. Bunların Mustafa Kemal’in çizgisiyle ilgisi yok, tamamıyla bahsettiğim İngiliz ve Yahudi sermaye güçlerinin çizdiği yanlış Türk milliyetçiliğidir."
SIRA ILIMLI İSLAM’DA
İngiliz ve Yahudi sermayesinin devlet-millet anlayışıyla Türkiye'yi denetim altına almaya çalıştığını, bu olmayınca bu kez ümmet-devlet anlayışına sarıldıklarını belirten Öcalan, şu hususlara dikkat çekti: "Bu çevreler, devlet-millet anlayışını geliştirerek Türkiye'yi denetim altına almaya çalıştılar. Bahçeli, bu durumu fark etti. Kendini bundan kurtarmaya çalıştı ancak çıkmasına izin vermediler. Bu güçler tarafından geliştirilen milliyetçilikle istenilen sonuç elde edilemeyince, bu defa da devlet-millet anlayışından vazgeçerek ümmet-millet esasına dayalı ılımlı İslam anlayışını geliştirdiler. Ilımlı İslam, gerçek İslamiyet’le, gerçek Müslümanlıkla alakalı değildir. Bunun tam tersidir. Bu projeyi bazı şehirler, bazı çevreler üzerinde yaptılar. İlk olarak Kayseri üzerinden bunu yapmaya başladılar, ismi düzeyinde tartışmaya gerek yok. Kayseri grubu vasıtasıyla yürütmektedirler. Ilımlı İslamı AKP üzerinden geliştirmeye çalışıyorlar, bunların gerçek İslamiyet'le de alakaları yoktur."
TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI
Öcalan, aynı çevrelerin Türk-Kürt çatışması üzerinde Türkiye'yi denetim altında tutmak istediğine de işaret etti. Öcalan, şunları söyledi: "Bu çevreler yine geliştirdikleri bu anlayışla Türk-Kürt çatışmasını derinleştirerek Türkiye'yi denetim altında tutmaya çalışıyorlar. Aslında bu iş, 2000'lerde çözülecekti, ancak buna izin vermediler. 2000'lerde çözümün gelişmesi için diyalog yolunun açılabilmesi için bir zemin vardı. PKK demokratik barış hattına çekilmişti. Ancak PKK'nin demokratik barış hattına çekilmesi bu çevrelerin çıkarlarına ters düşüyordu. PKK'yi demokratik barış hattında tutmak istemeyen güçler vardı, bunlar kim, bunları iyi görmek gerekiyor. Devlet içerisinden de çözüm yolunun gelişmesini isteyenler vardı. Özal ve Erbakan bu konuda girişimlerde bulundular. Yine Ecevit de bu konuda girişimlerde bulundu, ancak buna izin vermediler. Ecevit'i siyaseten ve bedenen felce uğratıp tasfiye ettiler. Erdoğan da ilk iktidara geldiği zaman çözümün diyalogdan geçeceğini fark etti. Ancak bu güçler Erdoğan'a yüklenerek onu denetim altına alarak bu diyalogun gelişmesini engellediler, Kürt-Türk çatışmasını derinleştirmeye çalıştılar. Bu güçler, devletleri kendilerine bağlama ve denetim altına almak için her yöntemi denerler. El Kaide. Yine Irak'ta Saddam Hüseyin'i güçlendirerek Irak'a müdahale ettiler. Saddam'ın düştüğü durumu gördünüz. Bir paçavra gibi kullanıp attılar, öldürdüler. Bunları iyi görmek ve iyi analiz etmek gerekiyor. Ben bunları görüp, bu değerlendirmeleri yapıyorum, bunlar gerçekler. Ve ben gerçekleri söylemeye devam edeceğim."
BÜYÜKANIT’IN AÇIKLAMALARI
Büyükanıt'ın "Türk-Kürt çatışmasına izin verilmemeli" şeklindeki açıklamasını hatırlatan Öcalan, "Paşalar ulus-devletten yana olduklarını fakat bununla beraber bir Türk-Kürt çatışmasını istemediklerini söylüyorlar. Bu açıklamaları kendi içinde çelişkili. Büyükanıt Türk-Kürt çatışmasını istemediğini söylüyor ama bu çatışmayı yaratan ve derinleştiren de kendi tutumlarıdır. Ben bir halkı savunmak kitabımda ulus-devlet konusunu çok derinlemesine açtım. Bundan yararlanılabilir" dedi.
KÜRTLERE ÇAĞRI
Öcalan, Kürtlere de çağrıda bulunarak, şunları söyledi: "Diyarbakır'da insanlar kalkıp açıklamalar yapabilmeliler. 'Biz üniter-devlete saygılıyız ancak vatandaş olarak demokratik, kültürel ve sosyal haklarımız var, bunları hayata geçireceğiz' demeliler. Devlet buna engel olabilir. Bunu kabul etmeyebilir. Ama Diyarbakırlılar, 'Biz vatandaşız, bunlar bizim haklarımız' diyerek mücadele etmeliler. Bu sadece Diyarbakır değil, tüm şehirler için de geçerlidir. Çatı Partisi'ni önermemdeki neden de buydu. Demokratik güçler bir araya gelerek Cumhuriyetin temel ilkelerinin hayata geçirilebilmesi için mücadele etmeli. Ortak bir program etrafında bir araya gelerek demokratik mücadeleyi güçlendirmeliler. İşte Fırat'ın Doğusu'ndaki Ergenekon'u açığa çıkarmak diyorlar gayet tabi, bu tür şeyler geliştirilmeli. DTP kapatılabilir. Ama önemli olan demokratik siyasetin geliştirilmesidir. Bu temelde mücadelelerine devam edebilmeleridir.
ERDOĞAN VE GÜL’E SESLENDİ
Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e bir kez daha seslenen Öcalan, şu uyarılarda bulundu: "Sayın Erdoğan'a, Sayın Gül'e sesleniyorum; anlamlı bir barışın gelişmesi için tek yol diyalogdur. İşte çatışmalar, onlarca asker-gerilla yaşamını yitirmiş. Ben bunlara üzülüyorum. Barışın gelişmesi için elimden geleni yaptım, yapmaya da devam edeceğim. PKK içinde konumum nettir, ben PKK'ye pratik önderlik yapamam, gece bile zor uyuyorum. Barışın gelişmesi için diyalog yolu açılmalı. Bu yol açılmazsa Türkiye, çok derin bir Türk-Kürt çatışması içine girer ve daha fazla dış güçlere bağımlı hale gelir. Bu nedenle gelişecek olan çatışmalardan ben sorumlu değilim. Bunun sorumlusu devlettir. PKK, kendi kararlarını kendisi alır ve hayata geçirir ve kararlarının sorumluluğu da PKK'ye aittir."
BARZANİ TÜRKİYE’YE GELDİ
Bu arada Öcalan, Güney Kürdistan'da Kürtler ile Irak merkezi hükümeti arasında yaşanan gerginliğe de değindi. Öcalan, "Güney'de Sunni ittifak gelişiyor, ancak bunların gücü Kürtlere yetmez. Kürtler kazanımlarını geri bırakmayacaktır. Bu iş, Türkiye, Suriye, Suudi Arabistan'la ittifak edilerek çözülemez" dedi. Öcalan, 11 Ağustos'tan sonra Güney Kürdistan'dan çıkan ve nereye gittiği konusunda bilgi elde edilemeyen Barzani'nin Türkiye'ye geldiğini söyledi: "Barzani 11 Ağustos'tan beri yok diyorlar, Türkiye'ye gelmiştir, Türkiye'dedir o."
Sağlık sorunlarına ilişkin ise Öcalan, şunları belirtti: "Sağlık sorunlarım devam ediyor boğazımdaki akıntıdan kaynaklı biraz ses kısıklığı ve idrar yolları ile ilgili sorunlarım var, halkımıza, cezaevlerindekilere selamlar."
ÖCALAN'DAN ÇARPICI ERGENEKON AÇIKLAMASI
Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmede Ergenekon konusunda yine çarpıcı açıklamalarda bulunduğu kaydedildi. Öcalan'ın şu hususlara dikkat çektiği belirtildi:
"Ergenekon, NATO’nun Gladio'su tarzı bir örgütlenmedir. Bu örgüt, 1950'lerde kuruldu. Bunlar NATO'nun gizli ordularıdır. Bunlar 1970'lerden itibaren PKK'ye hâkim olmaya çalıştılar. Gazetelerde geçiyordu, Pilot Necati'den bahsediyor. Emekli bir pilotmuş, Necati Kaya, Ağrılı. Pilot Necati'nin MİT ile ilişkisi olduğu ve MİT'in onun üzerinden PKK'yi denetim altına almaya çalıştığı söyleniyor. O dönem MİT, PKK'yi denetim altına alabilmek için PKK'nin içerisine bazı kişiler gönderiyordu, Pilot Necati, Kesire gibi.
BENİ DENETİME ALAMADILAR
Önceleri MİT, beni ve PKK’yi denetimleri altına almaya çalıştı. Daha sonra bu işi JİTEM'e devrettiler. JİTEM de bunu Ergenekon'a havale etti. Bunlar PKK'nin içerisine adamlarını sızdırıyorlardı. Ben bunları fark ediyordum. Kendi etrafımda güvenliğimi artırarak bunların ne yapacaklarını gözlemliyordum. Biliniyor, Suriye'de daha sonra bir patlama meydana gelmişti. Onlarca insan yaşamını yitirdi. Bu patlama da bu güçlerin işiydi. Ama benim İmralı'ya getirilmemle, bunların işi bitti, CIA ve MOSSAD İmralı sistemine hâkim oldu ama beni denetimleri altına almayı başaramadılar.
DÖRTLÜ ÇETE DEMİŞTİM
1977'de Haki Karer arkadaşı şehit eden Alaattin Kaplan isimli bir adam vardı. Beş Parçacılar örgütündendi. Biz bu adamı 1975'lerden itibaren tanıyorduk. Daha o zamanlarda ne olduğunu biliyorduk. Bunun dışında o dönem PKK'ye karşı mücadele yürüten bazı örgütler vardı. Bu örgütler üzerinden PKK'ye hâkim olmaya çalışıyorlardı. Daha sonra da bu tür girişimler devam etti. Ben daha önceleri de Dörtlü Çete tanımı yapmıştım. Metin yani Şahin Baliç onlar vardı. Selim Çürükkaya, Sait Çürükkaya, Şemdin Sakık, onlar vardı. Bunların durumlarının iyi analiz edilmesi gerekir. Selim Çürükkaya şimdi Almanya'da, Almanya'nın denetiminde.
BÜYÜKANIT’A SUİKAST
Tuncay Güney, Kırıkkale patlamasıyla ilgili olarak, 'Veli Küçük yaptı' diyor. Ama bu eylem Sait Çürükkaya tarafında yapılmıştı. İlginçtir Tuncay Güney, Veli Küçük yaptı diyor. Doğruluk payı var. Bunun yanında Diyarbakır'da Büyükanıt'a yönelik bir suikast vardı. Çok iyi hatırlıyorum, Mustafa Marangoz'un kardeşiydi. İki kardeşi şehit düşmüştü. Sait Çürükkaya bunu kullanarak eylem yaptırmaya çalışmıştı. Eylem başarılı olmadı, bu kişi yakalandı. Yine bunun yanında Şemdin Sakık'a bu güçler tarafından yaptırılan bir çok eylem var. Bu eylemlerle Şemdin Sakık, PKK içerisinde popüler ve güçlü bir konuma getirilmek amaçlandı. Biliniyor bana yönelik yapılan suikastlar var ama başarılı olamadılar. Bunları iyi görmek gerekiyor. Bu kadar kişi PKK içine sızmayı başarmıştı. Bana yönelik girişimlerde bulundular, ama ben hala yaşıyorum. Acaba neden? Bunu araştırmak gerekiyor, tarihçiler bunu iyi araştırmalı.
AMAÇ PKK’Yİ DENETİME ALMAK
Bütün bunlarla hedeflenen bu kişileri güçlendirerek PKK içerisinde önemli konumlara getirmek, bunları yedek güç durumuna getirmek, yani ikinci adam yaratmak ve onları PKK içinde etkin hale getirerek PKK'yi denetim altına alarak, beni etkisizleştirerek tasfiye etmekti. Böylelikle bu güçler, denetimleri altına aldıkları PKK ile Kürt-Türk çatışmasını derinleştirerek, asıl hedefleri olan devlete hâkim olmayı amaçlıyorlardı.
ROMA SÜRECİNDE YAŞANANLAR
Aynı şekilde uluslar arası alanda da PKK'ye hâkim olmak çabaları vardı. Avrupa'dayken o dönem Avrupa sorumlusu olan birisi vardı, Roma'da yanımdaydı. Bize saygı göstermiyordu, saygısı kalmamıştı. Çünkü Amerika, Avrupa'daki bazı ülkelerle ilişki halindeydi. Sırtını buraya dayamıştı, bunlara güveniyordu. Yine Rusya'da olan Mahir Welat o da aynı şekildeydi. Ben bunları görüyordum. Müdahale etmedim. Müdahale etmememin sebebi de durum kritikti, ortalık daha da kızışmasın, daha da gerginleşmesin diyedir. Ben bunlara karşı öfkeliydim de. Bingöllü Tayhan Özgür vardı, o da bunları görmüştü, tepkisini eylemiyle dile getirdi.
KADROLARI DENETİME ALIYORLAR
Bu dış güçler PKK'nin kadrolarını erkekleri kadınla, kadınları erkekle, parayla kandırarak denetim altına aldılar. PKK’den onlarca kadro kaçarak Almanya, Amerika, KDP, YNK'ye sığındı. Kontrol altındaki PKK de budur aslında. Ben özelikle vurguluyorum duygularınızı denetim altına almalısınız. Duygularınızı denetim altına almazsanız, özgürleşemezsiniz. Bu konuda dikkatli olmalılar, duygularının ve cinsel güdülerin kontrolü altına girmemeliler.
HERKESİN PKK HESABI VAR
Herkes PKK'ye hâkim olmaya çalışıyor. KDP, YNK, Amerika, Avrupa, şu ülke, bu ülke PKK'yi kendi kontrolüne almaya çalışıyor. Almanya ve Avrupa'nın bazı ülkeleri kendilerine sığınan PKK'lileri bana karşı kullandılar. İşte Selim Çürükkaya'yı bana karşı kullandılar. Para vererek kitap yazdırdılar. Yine Şemdin Sakık'a para verdiler kitap yazdırdılar. Bunların hepsi NATO'nun gizli orduları. Melik Fırat onlar, Hak-Par, Sertaç Bucak var. Bunların hepsi bu güçlere bağlı olarak çalışıyorlar. Küresel sermayeye bağlı olarak makro krediler, mikro krediler verenler var. Bunlarla Kürtleri kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. İşte Diyarbakır'da Ticaret Odası, makro-mikro kredilerle işi götürüyorlar. Bu dürüst değiller barışın gelişmesi için mücadele etmiyorlar, halkı makro-mikro kredilerle kandırmaya çalışıyorlar. Bu güçlerin hedefleri bunlar üzerinden Kürtleri denetim altına almak, kendi çıkarları için kullanmaktır.
DEVLET İÇERİDE YANİ!
Hizbullah-Ergenekon ilişkisi açıklanmalı. Ergenekon Hizbullah'ı kullanarak on bin faili meçhul cinayet işlettirdi. Bunun yanında Ergenekon kapsamında tutuklanan generaller var. İşte Şener Eruygur, Hurşit Tolon gibi generaller. Burada beni karşılayan bir Albay vardı, basına da yansıdı. Benimle çözüm geliştirmek için devlet adına konuştuğunu söylüyordu. Hatta Ecevit adına konuştuğunu da söyledi. Ama devlet adına konuştuğunu söyleyen, kendini devlet olarak tanıtan bu kişiler şimdi cezaevinde. Devlet içeride yani! Devleti içeri atan devlet kim? Şu an içeride olanlar deşifre olanlardır. Devlet işleri bitenleri tasfiye etti. Aslında yeni bir yapılanma içindedirler.
Comments (0) | Add Comment
